Kas
29
2009
2

SAITEM’de Malzeme Bilimi

Herkese Merhabalar,

Üniversitelerde, özellikle de öğrenci kulüplerinde sürekli yaşanan olağan bir probleme değinmek istiyorum. Kulüplerin sürdürülebilirliği noktasında, yeni arkadaşlara ulaşmak, yeni ekip arkadaşlarının sürece dahil edilmesi ve birikimin bu yolla geleceğe aktarılması noktasında bir hayli eksiğiz ülke olarak. Bundan önceki süreç gösterdi ki, öğrencilerden kaynaklı sorunlar olabileceği gibi eğitim sisteminin de getirdiği bir sıkıntı var burada. Sistem lisans öğrencilerini daha çok cesaretlendirmeli, SAITEM benzeri oluşumlara öğrencileri daha çok teşvik etmeli. Bizler de yeni ve istekli arkadaşlara her zaman çok ihtiyacımız olduğunu ifade edebilmeliyiz.

Ekibe ilk başvurduğumda açıkcası ekipte ne yapabileceğimi, hangi işin neresinden tutabileceğimi pek bilmiyordum. Tek bildiğim şey bu ülke için birşeyler yapmaktı. Metalurji ve Malzeme mühendisliği öğrencisiydim. Ama okulda aldığımız eğitimle, SAİTEM’de yapılanları gördüğümde ikisini yanyana bir türlü koyamıyordum. Malzeme mühendisleri olarak ekibe katıldığımızda, bu düşünce hengamesinde fikirlerimizi yönlendiren ve cesaret veren Barış,Ersin,Resul ve Actionman Hüsnü abi olmuştur. İlk toplantıda kompozit malzemeleri konuşmuş ve araştırmaya başlamıştık. Biz katılmadan önce ekipte malzeme mühendisliği’nden bir üye bulunmuyordu ve bu nedenle bu konularda çok eksiktik.

2006 yılında Metalurji ve Malzeme müh.’den 3 arkadaş olarak ekibe katılmıstık. Tarık,Hüseyin can ve bendeniz. Kompozit üzerine ekip olarak geçtiğimiz süreçte çok çalıştık, özellikle Tarık ve Mehmet bu konuda çok ciddi bir birikim edindiler(açıkcası Türkiye’de üstlerine tanımıyorum). SAGUAR X5′in kanopisi cam elyaf-polyester kompozitten yapılmıştı. SAGUAR X6′da yanlıs hatırlamıyorsam bunlara biriki küçük destek parçası eklenmişti. Birde eş zamanlı yapılan SAHIMO X2 şase ve kabuğu kompozit yapılan ilk SAİTEM aracı olma özelliğinde.
Ardından SAHIMO(X3)-MEKANO ile gelen karbon çılgınlığı, SAGUAR X7 ile devam etti. Son olarak da SAHIMO X4 ve SAGUAR NL ile infüzyon ve prepreg dünyasına adım atıldı. Ve hergeçen sene kalite ve başarılar giderek arttı.

Bu süreci detaylandırmayı Tarık ve Mehmet’e bırakıyorum. Benim söylemek istediğim şey, yıllar geçtikçe malzeme bilimine (kapsadıklarına) verilen önem de arttı. Ve bundan sonra da artması gerekiyor. Bundan sonraki süreçte, kompozit teknolojileri alanında ve genel anlamda malzeme bilimi başlığında yapmamız gereken çok ciddi çalışmalar var. Bu nedenle Malzeme Mühendisliği’nden arkadaşlara herzamankinden fazla ihtiyaç duyuyoruz. Birkaç başlık vermek gerekirse, gelişmiş kompozit teknolojileri, üretim teknolojileri ve işleme, photovoltaik teknolojiler, üretim teknolojisi olarak kaplama uygulamaları(CVD,PVD), tribology, kapsamlı yapısal-manyetik analiz (ANSYS)vb…

Özellikle 1.sınıf ve hazırlıktaki arkadaşlar, önemli olan bilgi seviyeniz değil. Siz de Türkiye için birşeyleri (ilk) üreten olmak istermisiniz ?

Bu soruya ne kadar büyük bir istekle ‘Evet’ diyebildiğiniz önemli…

Bayramınız kutlu olsun, esenlik ve başarı dolu nice bayramlara

Eki
13
2009
3

Gun 12: Artik calisma zamaniiii

12.10.2009 TSİ: 06.59 ASİ:  14.30

 Avustralya’ya geldiğimizden beri Avustralyalı Türkler bize ellerinden geleni yaparak hem manevi olarak hem de maddi olarak destek sağlamaya çalıştılar. Bizim adımıza düzenlenen gecelerde hem Avustralya’ya ısındık hem de moral depoladık.  Artık sıra yoğun çalışmalara geldi. Yavaş yavaş yarışın stresini hissetmeye başladık.

Hafta sonu bataryaların da hazırlanmasının ardından artık bataryalar ile BMS’ler birleştiriliyor. Bu işlem biraz geç kalmış bir işlem ama maddi olumsuzluklardan dolayı bu zamana sarktı. Hani SAİTEM’in hep son an olayı vardır ya, hiçbir şey olmaz olmaz, O süreçte o kadar çok uğraşırız ki yine de olmaz ama son anlara girdiğimizde bir el bize yardım ediyor sanki ve istediğimiz oluyor. Sanırım bu bir şeyi çok istememizden kaynaklanıyor. Neyse yorumlarımı fazla katmadan yazıma devam edeyim.

Bir yanda elektrikçiler bataryaları hazırlarken bir yanda mekanikçiler lastik değiştirme işlemleriyle uğraşıyorlar. Lastikler her zaman ki gibi bizim için çok kritik. Daha önceki yıllarda yaşadığımız olumsuz lastik tecrübelerini yaşamamak için bu sefer mekanikçilerimiz lastikler üzerinde ellerinden geldiğince çalışıyorlar. Lastiklerin uzun süre dayanması için ve lastik patlama anlarında yapılacak müdahaleler için bir nevi antrenman yapıyorlar.

SAGUAR’da ki diğer sorun ise motora fazla yüklenmelerde motor sürücü kendini kapatıyor. Akım arttıkça ve bobinlerin doyma noktasına yaklaştıkça motor sürücü hata veriyordu. Şimdi yeni bataryalarımız ile eski bobinler denenecek, eğer sorun hala devam ederse yeni sardığımız bobinleri devreye sokacağız. Bu hareketlerin ardından da sorunun ortadan kalkmasını düşünüyoruz.

 Hafta içi 08.00-21.00 saatleri arasında TAFE laboratuarlarında çalışarak, bu yoğun çalışma temposunda aracımızı en iyi hale getirmeye çalışıyoruz.

Diğer yandan iki-üç gün sonra Darwin’e doğru yola çıkacağımız için kamyonetimizi de yola hazırlıyoruz. Taşınacak malzemelerin çok fazla olmasından dolayı elimizdeki alanı en verimli şekilde kullanmak zorundayız. Yurt dışında neden lojistik mühendisliği diye bir bölüm olduğunu, dar yerlere çok fazla yük sığdırmaya çalışırken anladım=)

Yani anlayacağınız gülmelerin, eğlenmelerin ardından artık çalışma zamanı geldi. Aslında Avustralya’ya ilk geldiğimizde bu şekilde karşılanmak bizlere bir artı olarak geldi. Çünkü farklı bir ülkede evinizdeymişiniz gibi karşılanmak eğlenmek, bu kadar problemi bir an olsun unutmak, insanın kafasını dinlendiriyor. Karşımıza çıkacak problemlere karşı daha rahat düşünmemizi sağlıyor.

Şimdi Kamyonetimle ilgilenmeye gidiyorum. Gelişmelerle birazdan karşınızda olacağım.

 

TSİ:13.30  ASİ:21.00

 Artık bataryalar %99 hazır. Bobinlerde hazır.  TAFE güvenlik görevlisi Carlos’a : abi 1 saat daha kalalım hadi be abi dedik ve saat 22.00’a kadar izin aldık. Normalde 21.00’da okul tamamen kapanıyor kimse kalmıyor. Avustralyalılar genelde böyle iyi insanlar. Hadi be abi ne olur modunda bir şey istediğinizde hemen yumuşuyorlar. Tamam diyorlar. Sağ olsunlar. Yarın saat 7-8 gibi atölyede olmayı planlıyoruz. Çalışma şartları git gide zorlaşıyor. Ama nedense yorgunluk yok ( En azından kendi adıma söylemeliyim). Hani böyle SAGUAR’ın yürüme anını görme hevesi insanı heyecanlandırıyor. Geçen gece resmen bunu düşünerek uykuya dalmışım. Sabah bir hevesle uyandım. Aksiliklerden dolayı hala tam istediğimizi alamıyoruz ama isteyenin bir yüzü demişler=) Artık çalışma saatlerini ikişer saat arttırdık. Sabah 07.00-22.00  yeni çalışma saatlerimiz olarak ayarlandı.

Sanırım Çarşamba günü Adelaide’da son testlerimizi yaparak, Perşembe günü Darwin’e doğru yola çıkacağız. 3-4 gün sürmesini düşünüyoruz yolun. Fazla yormadan dinlene dinlene gitmeliyiz. 3000 km abi cim dile kolay.

EE tabi orda da testler yapılacak ve ondan sonra yarış başlıyor.

Biraz yorulacağız ama değer. Sonuç ne olursa olsun SAİTEM’li 40 genç bu işi başardı. Hani şöyle bir arkama bakıyorumda, Avustralya’ya gideceğiz dediğimizde bize gülenleri görüyorum. Acaba o gülenler bizi bir yerde gördüklerinde ya da bir şekilde akıllarına geldiğimizde ne düşünüyorlar? Nereden nereye geldik. 40 gence, bu işe inandıkları için, inandıklarını yaptıkları için teşekkür ediyorum.

 EVET EVET ARKADAŞLAR ÜSTÜNÜZE ALINABİLİRSİNİZ SİZE TEŞEKKÜR EDİYORUM=)

Bugünkü yazıyı güzel bir sözle tamamlamak istiyorum. Hiçbir sefa, cefa çekilmeden sürülmez. Yorulmaya devam…

Eki
08
2009
2

Gun 9-10: Yolculuk

08.10.2009 TSİ 06.15 ASİ: 13.45Birkaç gün sizleri bizden bir haber bıraktık. Kusura bakmayın. Takdir edersiniz ki internet bulmakta oldukça zorlanıyoruz ve Melbourne-Adelaide yolculuğunu gerçekleştirdik geçen günlerde. Bu yolculuğun hazırlığı ve yol yazı yazmamıza vakit bırakmadı.

 

Melbourne’den Adelaide doğru yaklaşık 12 saatlik bir yolculuk gerçekleştirdik. Ama öncesinde SAGUAR ile buluşma anımız vardı=)

Erken saatlerde uyanıp SAGUAR’ı almak için hazırlıklara başladık. Hazırlıklarımızın ardından Hilkat Hanım ve eşi Sinan Bey ile vedalaşarak, SAGUAR’i almaya yola çıktık. SAGUAR’ı almak için hava alanına gittiğimizde, havaalanı görevlileri treylerimize bakıp “bu treyler kısa adamım, buna yükleyemeyiz” dediler. Alt tarafı 40 cm dışarı taşıyordu SAGUAR’ın olduğu kutu. Her zaman olduğu gibi abi yapma etme abi olayına getirerek ve bizim iyi niyetimizi görevlilere göstererek SAGUAR’ı alıp havaalanından ayrıldık. Havaalanından sonraki durağımız Grand Foods’tu. Sağolsun Grand Foods’un sahibi Ali Fuat Bey bize hem maddi olarak hem de manevi olarak büyük destek sağladı. Onu ziyaret etmeden Melbourne’den ayrılamazdık. 3 arabalık konvoyumuzla Ali Bey’in yanına gittik. Bir de baktık ki çok sayıda basın mensubu bizi bekliyor. Sevindik tabiî ki. SAGUAR’ı sıkı sıkıya yüklemiştik ama ısrarlara dayanamayıp kutuları sökerek indirdik aşağıya bizim canavarı. Birkaç poz, röportaj derken sıra geldi SAGUAR’ı tekrar kutulamaya. En zor kısım burası. Hem benim gibi bir şoföre emanet edileceğinden hem de uzun bir yola çıkacağından sıkı sıkıya bağlanmalıydı, sabitlenmeliydi SAGUAR. 2 saat gibi bir sürede bunu hallettikten sonra yola çıkmaya hazırdık artık. Dali dili, dali dili kornaları eşliğinde önde Tarık’In şoför mahaliinde bulunduğu Tarago, arkada benim şoförlüğünü yaptığım kamyonet ve ona bağlı treyler, en arkada da kimin kullandığı belli olmayan lancer ile yola çıktık. Ama lancer’daki arkadaşların hakkını vermek lazım. Yol boyunca bana çok yardımları oldu. Neyse çıktık yola. Yola çıktığımızda saat 16.40 gibi bir şeydi. Hava yavaş yavaş kararıyordu. Yolda kanguru göreceğiz diye ağzımızı aça aça yola devam ediyorduk. Her yerde kanguru çıkabilir tabelası var bizde tedirgin tedirgin yolumuza devam ediyoruz. Ancak yolda ölü birkaç koala ve birkaç ölü kangurudan başka bir şey görmedik. Üzgün üzgün yola devam ederken, Erdem bizi beyaz kanguruların olduğu bir dinlenme tesisine götürdü. Bir düzine beyaz kanguruyu gördük, konuştuk, sohbet ettik. İlginç hayvanlar doğrusu.

Benim kullandığım kamyonet yaklaşık 3 ton olduğu için ( Malzeme kutumuz, SAGUAR’ın olduğu kutu, treyler, kamyonetin kendi ağırlığı) benzini sömürüyordu. Bende haliyle güvenlik için yavaş gidiyordum.  Sadece kamtyonet icin 2 depo benzin harcadık 750 km yolda. Birkaç kere de dinlenmek için durduk. Bu yolu 12 saatte tamamladık. Bütün gece araba kullanmaktan yorgun harap ve bitap düşmüşken güzelce uykunun hayalini kuruyordum. Ama asıl maceranın şimdi başlayacağından kimsenin olmadığı gibi benimde haberim yoktu.

Adelaide’a girdikten sonra otelimizi aramaya başladık. SUNNY’S diye bir yer. Dışarıdan küçük sevimli bir yer gibi gözüküyor. Neyse içeri bir girdik. Herkesin sinirleri bozuldu, ne desek güler olduk. Gülmekten karnımıza ağrılar girdi. Nasıl anlatayım size, bir odada 2 şer yataktan 3 ranza toplam 6 yatak var. Yataklarda şöyle; bir yatak boyutunda bulaşık süngeri düşünün, adamlar direk bulaşık süngerine benzer bir şeyi yatağın üzerine koymuşlar. Hadi burada yatın diyorlar. Pisliğinden, banyolarından falan bahsetmek dahi istemiyorum. Hala düşündükçe sinirim bozuluyor gülüyorum=))) Ama güzel bir anı oldu. Baya bir eğlendik güldük. E tabi isyanlarda çıktı ( şaka olarak tabii ki). Biz burada kalmayız, biz burada yatmayız demeye başladık=) Eee biliyorsunuz başkanımızda yufka yürekli, kıyar mı bize? Babacan ses tonuyla” tamam çocuklar hadi yatalım bu gece sabah bir yer ararız” dedi. İçimiz biraz rahatladı ama hala kuşkular devam ediyordu. Ben psikolojik olarak oranın pisliğinden dolayı kaşınmaya bile başlamıştım. Yanımda Kerem’e baktım. Adam hiiiiiç oralı değil. Fosur fosur uyuyor. Biz kahkaha atıyoryuz adam yorgunluktan uyumuş oralı bile değil.

Neyse biz Ercü ile gidip arabada yatalım dedik. Gittik arabaya ama soğuk hemde dedik arkadaşlarımızı yalnız bırakmayalım. Tekrar döndük otele. Bulaşık süngerine benzer yatağıma yattım. İnanılmaz bir şeydi. Bir iki dakika tekrar kaşındım ama yorgunluktan bende sızıp kalmışım. Sabah olduğunda Fatih, Muhammed, Salih yeni bir yer aramaya çıkmışlar. Sağ olsunlar yeni bir yer bulmuşlar bize. O lafi duyduğumda sevindim. Çünkü rezidans gibi bir yerde kalıyorduk Melbourne’de. Oraya alıştık. Adelaide’a geldiğimiz ilk günde böyle bir yerde kalmak hakikaten herkesi baya bir etkiledi.

Pılımızı pırtımızı toplayarak hemen yeni otelimize doğru yola çıktık. Yeni otelimiz diğerine göre baya baya iyiydi ama Melbourne’de kaldığımız UNILODGE’un yerini tabii ki tutamazdı. Odalara çıktık. Neyse ki temiz, güzel, rahat yata

klara ve odalara sahipti. Kocaman birde mutfağı vardı otelin. Herkes ortak kullanıyor ama temiz. Oraya alıştık, yemeklerimizi yedik, gırgır sohbet makara derken, artık çalışmalara başlama günlerimiz gelmişti. SAGUAR’da ki son eksiklikleri gidermek için TAFE’de çalışmalara başlayacaktık. Akşam olduğunda erkenden uyuyarak sabah erken kalkmayı planladık. Yemeğimizi yedikten sonra 20.00 sularında uyuduk. Sabah 06.00’da kalkarak kahvaltımızı yaptık, banyolar yapıldı, kişisel bakımlar tamamlandı ve 07.00’da TAFE’e doğru yola çıktık. TAFE kaldığımız otele 12 km uzaklıkta. Yakın sayılır. TAFE’e geldiğimizde Sercan Bey ve TAFE yetkilileri bizi gayet sıcak karşıladı.

Şimdilerde TAFE’e yerleştik çalışmalara başladık. Hatta atölyede yanımızda getirdiğimiz elektrik ocağında yemek bile yapıyoruz.

Bugünkü öğle yemeği menümüz. Sınırsız salamlı makarna, Uludağ gazoz ve sınırsıza yakın ekmek. Burada ekmek çok pahalı. Ekmek 5 AUD. Yer yer 6 AUD’ye çıktığı da görülüyor.

Hepimiz gayet iyiyiz. Mutlu mesut yaşıyoruz. İnternet buldukça sizlerle olmaya devam edeceğiz. Bizi özleyin=)))

Eki
05
2009
2

Gün 8: Ne oldum değil ne olacağım demeli

DSC_0136

Önce başlığı açıklayarak başlamak istiyorum sözlerime. Melbourne geldiğimizden beri o davet senin bu davet benim karnımız tok sırtımız pek geziniyorduk. Artık Türkiye’den getirdiğimiz yemeklerde tükendi. Bugün domates peynir yemek bizlere özümüzü hatırlattı=)

  05.10.2009 TSİ: 14.15 ASİ: 22.15

Bugün aslında güne biraz bozuk başladık. SAGUAR ile bugün buluşmanın hayalini kuruyorduk. Hatta ve hatta gece 11 kişinin 10’u uyumadı diyebilirim. Bir heyecan vardı ama kimse belli etmiyordu. Birde camın kenarında internet bulma çabalarımız git gide artınca bütün gece uyumadık.

Saat 10 gibi SAGUAR’ı bugün alamayacağımızı öğrendik. ATA karnesi işlemleri yarın sabah tamamlanacakmış. Bizde biraz bozulduk ilk başta ama baktık olacak gibi değil sokaklara çıkalım kafa dağıtalım dedik. Önce Avustralya Melbourne Formula 1 pistine gittik. Albert Park’a gittik. Deniz kenarında bol bol fotoğraf çektik birde ufak bir piknik yaptık. Hava inanılmaz soğuk. Avustralya dedik soğuk olmaz dedik ama yanıldık. Burada daha tam olarak yaz başlamamış. Buranın insanları bu duruma alışkın oldukları için hep kısa kısa giyiniyorlar ve üşümüyorlar. İlginç insanlar doğrusu. Neyse biz üşürken pikniğimizi yaptık. Yemeklerimiz biter bitmez kalktık. Hani yemeklerimizi yedik ya karnımızda doydu. İyice yoldan çıktık. Bağıra bağıra şarkı söylemeler, muhabbetler, eğlenceler. Arabalarımıza bindikten sonra kısa bir süreyle nereye gidelim yav napalım dedik. En son Sprit of Tazmania sahilinde karar kıldık. Okyanus kıyısı. Ama orası daha da soğuktu, birkaç hatıra fotoğrafının ardından otelimize doğru tekrar yola çıktık.

Bu kadar dinlenmekten kendim adına konuşayım ( ki çoğu arkadaşım benim gibi düşünüyor) sıkıldık. Artık SAGUAR ile buluşup artık çalışmak istiyorum/z. Bakalım yarın artık SAGUAR ile kavuşuyoruz birbirimize. Umarım yarın daha güzel detaylarla yanınızda oluruz. Görüşmek üzere..

Eyl
11
2009
2

SAGUAR ETKİSİ SÜRÜYOR…

Tarih: 2 Eylül 2009 Çarşamba, Yer: İstanbul-TİM Show Center Saat: 10.00 Türkiye’nin Metropolü İstanbul’da billboardlar, metro araçları,  istasyonlar bir şeyi haykırıyor; her yer SAGUAR afişleriyle donatılmış. Yeni bir efsane geliyor, Türkiye’nin Güneş Arabası geliyor, SAİTEM geliyor, SAGUAR geliyor… İşte bir rüyamızı da böyle hayata geçirdik…

SP_A0639

SAİTEM olarak yeni bir efsane yaratmak istemiştik ve bunu yapımızda bulunan ilklere imza atma aşkıyla birlikte yine ilkleri başararak SAGUAR NL 2009 BASIN LANSMANI’ mızı gerçekleştirdik. Basının büyük ilgi gösterdiği Avustralya yolcumuz SAGUAR adeta bir film yıldızı gibiydi. Lansmanımızın görüntüleri aynı akşam ülkemizin ulusal televizyonu TRT başta olmakla birlikte birçok kanalda yayınlandı ve bu ay yeni sayısı çıkacak birçok dergide yer alacak.

SP_A0640

SAGUAR’ ımızı Türkiye ve Dünya’ya tanıtmanın verdiği mutlulukla, Akif arkadaşımızın ve Üsküdar Belediyesi’nin de katkılarıyla İstanbul boğazının kenarında arkadaşlarımızla bir de çok keyifli bir iftar gerçekleştirdik. Geç vakitlerde ise hedefimize bir adım daha yaklaşıp mutluluk ile evlerimize dağılıp uzun bir aradan sonra rahat bir uykuya daldık…

DSC_0039

“Hiç hayalinizle mantığınızı karıştırdığınız oldu mu ?”  Biz bir hayalimizi daha gerçekleştirmenin mutluluğuyla SAGUAR’ ı Avustralya’ya yeni hayallerle birlikte göndereceğiz ve daima yeni hayaller kurmaya devam edeceğiz…

DSC_0078

Bu kapsamda basın da her zamankinden daha fazla yanımızda… Örneğin geçtiğimiz günlerde hayallerimizi Dünya’ya duyurmamıza yardımcı olmak isteyen TRT Radyolarından Gülname Hanım bizi TRT Cemal Reşit Rey salonlarında ağırladı ve güzel bir program gerçekleştirdik.

DSC_0237

Türkiye yavaş yavaş SAGUAR ve SAİTEM etkisine giriyor her gün biraz daha Türkiye’ye ve Dünya’ya yayılıyoruz bunları görmek herkesten çok bizi mutlu ediyor bununla birlikte tüm yorgunluklarımız uçup, gidip içimizde yeni aşklar doğuyor…

Eyl
04
2009
3

SAGUAR BASIN LANSMANI İSTANBUL TİM SHOW CENTER’DA YAPILDI

DSC_0380

Uzun ve yorucu çalışmalarımızın sonucu olarak ortaya çıkan SAGUAR’ımızın Basın Lansmanı’nı 2 Eylül 2009 Çarşamba günü TİM Show Center’da gerçekleştirdik.

perde açılma

Basının yoğun ilgi gösterdiği günde, Başkanımız Fazlı Fatih MELEMEZ, MOTOROLA Ülke Müdürü Cenk CESUR, OETK Başkanı Cengiz KABATEPE, Değerli Rektörümüz Prof. Dr. Mehmet DURMAN birer konuşma yaptılar. Programın kapanış ve teşekkür konuşmasını da bendeniz ekibimizin Basın-Tanıtım Yöneticisi olarak yaptım.

DSC_0264

Rektörümüzün, ‘’Bir rektör olarak ne kadar gurur duysam, ne kadar övünsem azdır’’ sözleriyle konuşmasına başlaması bizler için oldukça heyecan ve mutluluk vericiydi.

basın

MOTOROLA Ülke Müdürü Cenk Cesur Konuşmasında; SAGUAR ile büyük başarıların kazanılacağını ve her zaman bu projeye güvendiklerini belirtti.  OETK Başkanı Cengiz KABATEPE; bundan önce katıldığı her platformda olduğu gibi alternatif enerjilerle çalışan araçların önemine vurgu yaparak, SAGUAR’ın bu projelerdeki öneminden bahsetti. Cengiz Bey’le yaptığımız sohbette, aracımızda kullanılan güneş gözeleri,bataryalar ve benzeri donanımların ülkemizde üretilmesinin ne denli önemli olduğundan bahsettik.  Biz, kısa vade hedeflerimiz arasında bu projelerin önceliğe sahip olduğunu belirttik. Kendisi de ancak bu şekilde  geliştirdiğimiz projelerin ülkemiz ekonomisine ve gündelik hayatımıza bir etkisinin olabileceğini ifade etti.

SAGUAR

Perde Kaldırma törenine, basın mensuplarının gösterdiği ilgi gerçekten beklentilerimizin de üstündeydi.  Ancak davetlilerin sayısı,davetiye gönderilen  500 kadar kişi ile kıyaslandığında çok azdı diyebiliriz. Bunda en büyük etkende, basına yetişmesi için erken saatlerde yaptığımız lansmanın, mesai saatine denk gelmesiydi. Tabii özel şirketlerde, herkes kolaylıkla işini bırakıp çıkamıyor.

DSC_0268

Lansman kapsamında, TİM’de yapılan tanıtımın yanısıra, İstanbul Metrolarında ve vapurlarda SAGUAR’ı Türkiye’nin Güneş Arabası Projesi olarak tanıtan afişlerimizin yer alması ekibimizin ulusal anlamda gerçekleştirdiği en büyük tanıtım hamlelerinden birisi oldu.

DSC_0274

Tem
13
2009
2

MORAL’LİYDİK

100_8925

Geçtiğimiz günlerde ekibimiz MORAL FM’de yayınlanan 17-25 programına katıldı. Ekibimizden başkanımız Fatih Basın-Tanıtım Grubu Yöneticimiz Mehmet Burak, Nazım(ben), Halil İbrahim ve  Salih Amca’nın katıldığı program sohbet havasında geçti. Gerçekten sıcak bir ortam bulduğumuz MORAL FM stüdyosunda 1,5 saatin nasıl geçtiğini anlamadık. Ekibimizin geçmişini, geleceğini, hedeflerini, ihtiyaçlarını ve problemleriyle beraber ülkemiz geleceğine olan faydasını da konuştuğumuz programda güzel vakit geçirdik. Programdan sonra tekrar görüşmek üzere söz aldığımız MORAL FM çalışanlarıyla bir de hatıra fotoğrafı çektirdik.

Tem
06
2009
6

Ah Be Sinan !

img_0045 Avustralya yolunda üretim ekibimiz de yoğun ve heyecanlı dakikalar yaşıyor. Bunun kapsamında ekibimizin değişmez toplantı alanı Orman Park’da Mekanikçi arkadaşlarımız buluştular ve mekanik parçalarının üretimini masaya yatırdılar. Yalnız toplantıda olan bir olay Sinan’ın yüreğini ağzına getirdi. Sinan içinde SAGUAR’ın çizimleri bulunan bilgisayarın üstüne çay döktü ve bilgisayar(Şenol’un) hafıza kaybına uğradı. Sinan’ın geçirdiği korkulu dakikalardan sonra bilgisayar kendine geldi ve özellikle Sinan rahat bir nefes aldı tabi lö Şenolu da unutmamak lazım :D

Haz
15
2009
2

SAİTEM, MOTOROLA TOWNHALL’ da

2009_06120023 Platin sponsorumuz olan MOTOROLA bizi güzel bir gün geçirmek için Townhall’ e davet etti. MOTOROLA bünyesinde altı ayda bir düzenlenen bu davetin amacı ekibi işler konusunda motive etmek ve ekip içi dayanışmayı sağlamaktı. MOTOROLA’nın bizi de kendi bünyesinde görerek bu davete çağırması bizi çok mutlu etti.

2009_06120014

Davet karşılama kokteyli ile başladı ve ardından MOTOROLA ailesi ile birlikte yemek yedik. Çok sıcak bir ortamda geçen davette ekibimizin Basın-Tanıtım Grubu yöneticisi Mehmet Burak Mısırlı (MBM) projelerimizi anlatan bir de sunum yaptı.

MOTOROLA Ailesi ile geçirdiğimiz günün ardından ekibimizle MOTOROLA Ailesinin benzerlikleri de gözümüzden kaçmadı ve bu bizi gelecek için umutlandırdı. Yine güzel geçen bir günün ardından çok şey öğrendik…

Altyapi WP Temadown Wp Tr Temayapim TheBuckmaker Cevirmen Otel