Eki
25
2009
7

Google Earth ile harita üzerinden yarışın takibi

Heyecanla beklediğimiz yarış başlamış durumda. Kalbimiz Avusturalya’da atıyor. Heyecan dorukta…

Yarışta ekiplerin hariUntitled-1363ta üzerinde konumunu http://globalgreenchallenge.com.au/ggc/?p=map adresinden takip edebilirsiniz.

Eğer bilgisayarınızda Google Earth 5 kurulu ise, aşağıdaki adresten kml uzantılı dosyayı Google Earth’e yükleyerek anlık güncellemelerle ekiplerin yerinden haberdar olabilirsiniz.

http://globalgreenchallenge.com.au/ggc/system/data/2009_Global_Green_Challenge.kml

Eğer bilgisayarınızda Google Earth 5 yoksa, http://earth.google.com/ adresinden ücretsiz olarak indirip kurabilirsiniz.

Bunun yanında günlük sonuçları http://globalgreenchallenge.com.au/the-event/daily-wsc-results adresinden takip edebilirsiniz.

Yaziyi gonderen Kenan Baysal in: SAITEM |
Eki
23
2009
2

And it starts…

Kaplerimiz hızla vurmaya başladı. Gerisayım sona erdi. Ve şimdi meydan okuma zamanı…Herzaman yaptığımız gibi SAİTEM’e inanıyoruz.

SAGUAR’a baktığınız da tüm emeklerimizi, çabalarımızı, heyacanlarımızı, mutluluğumuzu,stresimizi, vatan sevgimizi en önemlisi SAİTEM’e olan aşkımızı görebilirsiniz. Avustralya’daki 12 kardeşimiz bizden kilometrelerce uzakta heyecanın doruklarında olduklarını hissedebiliyoruz ve biz de SAİTEM üyeleri, aileleri en az onlar kadar heyecanlıyız.

Ve artık yarış zamanı… Hayalleri gerçekleştirme zamanı…SAGUAR sahne sırası sen de…

Yaziyi gonderen Damla in: SAITEM |
Eki
22
2009
22

Ucuz Atlattik…

kaza 5kaza 1kaza 3kaza 5

DSC_0071Hani yazılarıma başlarken macera başlıyor demiştim ya, hakikaten macera yaşıyoruz. Her şeye rağmen gayet güzel, eğlenceli, biraz hüzünlü ama mutlu. Tam pembe dizi. Bütün duygular Avustralya maceramızda var. Kaçırmayın derim…

Adelaide’dan yola çıktığımızda nasıl heyecanlıyız anlatamam. Çünkü bütün kıtayı boydan boya geçip yarışın başlayacağı SAGUAR’ın testlerini yapacağımız yere gidecektik. Neyse başlayalım artık di mi yaşadıklarımıza?
Önce SAGUAR’ın test yapacağı yere kadar 800 850 km kadar yol kat ettik. Test alanına gelince yapılacak işlerimiz vardı. Ancak işe başlamadan önce karnımızı doyurmamız gerekiyordu. Pilakiler, ton balıkları, meyve suları çıktı masaya. Hep birlikte yedik yemeğimizi. Artık uyuma vaktiydi. Hepimiz yatacak bir yer bulduktan sonra sabahın ilk ışıklarına kadar uyuduk. Sabahın ilk ışıklarıyla beraber SAGUAR’ı kutusundan çıkarıp şarj etmemiz gerekiyordu birde üzerinde birkaç oynama yaparak teste hazır hale getirdik. SAGUAR ilk defa Avustralya yollarında gidecekti. Yola çıkardığımızda birkaç ufak problemle karşılaştık. Onları da hallettikten sonra SAGUAR testine başladı. İlk olarak Kerem geçti direksiyona. Yaklaşık 75 km kullandı SAGUAR’ı, maşallah diyelim çok güzel gidiyordu SAGUAR, yokuşları çok güzel çıkıyor düz yolda çok iyi gidiyordu. Düz yolda 120 km/h hıza çıktığı dahi oldu. Bir mola yerinde durduk ve direksiyona Muhammed geçti. Yaklaşık 85 km kullandı SAGUAR’ı, oda aynı şekilde gayet güzel gitti. Yüksek hızlara çıktı Muhammed. Arabada biraz savrulma sorunu vardı. O da direksiyondan kaynaklanıyordu. Mekanikçiler sorunu halledebileceklerini söylediler ve tekrar SAGUAR’ı trailer e koyduk. Yolumuza devam ettik. Bütün gecenin yolda geçeceğini konuşmuştuk ancak tehlikeli bir işe kalkığımızı yola çıktıktan sonra anladık.
Ayın 15’inde yola çıktık, tahminlerimize göre 3-4 günde gidecektik. Ancak yaşadıklarımızın ardından bu tahminin anlamsız bir heyecandan başka bir şey olmadığını anladık. Sanırım Dünya’nın en tehlikeli yollarından birisi de Stuart Highway olsa gerek. 3027 km boyunca dümdüz gidiyorsunuz. Çok az virajlar, inişler ve çıkışlar var. Yol çölden geçtiği için tamamen aynı manzarayı yol boyunca görmek zorundasınız. Zaten insanı yoranda bu. Yola çıktığınızda şöyle bir bakıp vay beee burada araba kullanmak ne kadar eğlenceli olur diyorsunuz ama bir iki saat arabayı kullandıktan sonra neyin ne olduğu anlaşılıyor. Bu Avustralya’nın yolları düz olduğu için, (bazen) bizim bildiğimiz tırların 4 katı kadar uzun olan Road Trainler var . Onların şöförleri diyorki ‘’ bu yol Dünya’nın en tehlikeli yollarından. En ufak hatayı affetmez.’’ Yolu görüp de bunu duyduğunuzda hadi canım sallama diyesiniz geliyor, ancak hakikaten haklı. Yol daracık. Yolun bitiminde hemen banket başlıyor. Arabayı biraz savursanız yolun dışına çıkıyorsunuz. Bu kadar detaydan sonra sanırım yolun nasıl bir yol olduğunu anlamışsınızdır. Birde üstüne üstlük gece gittik bazı yolları. O gece gittiğimiz yollarda iki kanguruya çarptık. İlkine Kerem çarptı. Kerem kullanıyordu kamyoneti. Neyse ki kamyonetin önünde rollbar var. Kanguru rollbara çarptı, havada iki parende atarak yolun kenarında düştü. Şahsen benim içim cız etti. Gözlerim doldu can çekişini görünce kangurunun. Olayın ardından kamyoneti tekrar ben devraldım. Ama görseniz yolun sağında solunda her yerde kanguru var. Geceleri yola inermiş burada kangurular. Belki 100 150 tane kanguru gördük. Kamyoneti ben devraldıktan sonra 1-2 km gittik gitmedik bir kanguru sürüsüne daha denk geldik. EEE Kerem bir tane kanguruya çarptı ben çarpmazsam olur mu? Kanguru yolun kenarında duruyordu. Bende onu görünce hızımı kestim. Ancak kanguru birden yola atladı. Frene asıldım ancak o kadar kısa mesafede durmam imkansızdı. Kamyonete takılı olan trailerin sol arka tekerine çarptı hayvanceğiz. Biraz traşladım kanguruyu. Jantta kangurunun tüyleri kalmıştı. Kimilerine göre seke seke ormana doğru kaçtı ama bence oda ne yazık ki öldü. O şoku da atlattıktan sonra, yolumuza devam ettik. Makara muhabbet her şey çok güzel gidiyordu. Ancak artık yorulmuştuk. Herkes yavaş yavaş uyku moduna geçti. Mahmut zaten arabaya biner binmez uyuyor. Aslında en iyisini yapıyor. Yolu izle izle nereye kadar? 3000 km aynı şeyi izlemek sıkıyor adamı. Uyumak en iyisi. Uyumadan geçmez bu yol.
Birde yolda benzin olayı var. Kamyonet içiyor benzini. Resmen fondip yapıyor. Benzini fullüyoruz, geçiyorum direksiyona tam keyfini çıkaracağım ooo full depo diye 150-200 km gidiyorum hooop nerdeyse yarıya iniyor benzin ibresi. Nasıl sinirim bozuluyor. Bu kısa detaydan sonra maceramıza devam edelim.
Alice Spring’e kadar geldik. Arabalara benzin alıp, şoför değişimlerinin ardından yolumuza devam ettik. Ben de kamyoneti Muhammed’e devretmiştim. Kia’da Fatih, Lancer’da Salih vardı. Kamyoneti devretmenin mutluluğuyla kia’ya geçip uyumaya başladım. Ara ara uyanıp muhabbete katılıyordum. Kanguru tehlikesi olduğu için yolumuza yavaş yavaş devam ediyorduk. Uyumayanlar her zaman olduğu gibi eğlenmeye devam ediyordu. Uyumayanların önemli bir görevi daha vardı. Rota belirleme. Yolun neresinde ne var. Defterlerimize yazıyorduk. Yarış başladığında neyin ne olduğunu bilerek yolumuza gitmek için detaylara önem vere vere notlarımızı alıyorduk.

Güneş yavaş yavaş doğuyordu. Bir ara gözümü açıp yolu seyretmeye başladım. Kocaman kocaman karınca yuvaları vardı. Karıncalar burada yuvalarını yüksek yapıyorlar. Bizim bildiğimiz gibi sadece bir delik olmuyor karınca yuvaları. Biraz ihtişamlı oluyor buradaki karıncaların evleri. Muhammed telsizden ‘’abi karınca yuvalarına bakın’’ dedi o sırada bende iyice uyandım. Çünkü çok sıklaşmışlardı. Yolun sağı solu her yer karınca yuvası. Neyse onları izledikten sonra ben tekrar uyumaya daldım. Bir tane U şeklinde yastığım var. Her yerde çok güzel uyunuyor.

Biz önden gidiyoruz kia ile, lancer arkadan geliyor. Kamyonette ikimizin arasından geliyor her bir arabanın arasında 400-500 metre bırakarak gidiyorduk. Ben tam uykuya dalmıştım, kötü bir ses ile uyandım. Saat sabah 9 civarıydı. Salih telsizden ‘’ Abi Kamyonet kaza yaptı’’. Nasıl dikildiğimi bir ben bilirim. Kalp atışları falan hızlandı tabii. Hemen geri döndük. Manzara kötüydü. Hemen Ercüment ile Muhammed’e baktık. ÇOK ŞÜKÜR ki ikisi de çok iyilerdi. Bütün malzemelerimiz yola dağılmış. Malzeme kutusundan eser kalmamıştı. Bavullarımız falan sürüklenmiş. Kamyonette de durum kötüydü. Sağ tarafının üstünde sürüklendikten sonra takla atarak durmuş. Kamyonetin üstü ezilmiş Ercü’nün olduğu yer baya ezilmiş. Gerçekten sağ salim çıkmaları Allah’ın bir lütfu. Neyse onların iyi olduğunu anladıktan sonra kamyoneti yolun ortasından kaldırma işini yapmamız gerekiyordu. Çölün ortasındayız. Şans o ki uydu telefonumuz bile çalışmıyordu. Çekmiyordu telefon. Yardım çağıracak bir cihazımız yoktu doğal olarak. Neyse ki yoldan geçen Avustralyalılar çok yardım sever. Bir abi gelip 15 km geride acil durum telefonu var oraya gidip yardım çağırayım isterseniz dedi. Sevindik tabii lütfen dedik. Abi hiç durmadan bastı gitti. Ardından bir road train geldi. O da kendi telsizinden acil yardımı çağırdı. Yarım saat sonra polis ve ambulanslar geldi. Ambulanslık bir durum yoktu ama önlem için getirmişler sağ olsunlar. Araba ve trailer resmen bir birine yapışmış. Ayıramıyoruz. Birde olaya yeteneksiz acil yardımcılar dahil olunca olay iyice işin içinden çıkılmaz hale geldi. Araba yolun ortasında duruyor ve çölün ortasında trafik yarattık resmen. Neyse arabayı çeke çeke yolun kenarına getirdiler. Sanki kendi sorunlarımız yetmiyormuş gibi birde eşyalarımızı ve SAGUAR’ı taşıyan kamyonetimiz artık yoktu. Yine Allah’ın bir lütfü SAGUAR’ın içinde durduğu kutuya, trailere hiçbir şey olmamış. Bu demek oluyordu ki her şeye rağmen bir şekilde bu yarışa katılıp yarışmalıydık. Fatih, Ben, Tarık, Resul, Erdem kazanın şokunu atlattıktan sonra olayları çözümlemek için 160 Km geride olan Alice Spring’e gittik. Araba kiralama firmalarına baktık. Alice spring’in bulunduğu eyalette yaş sınırından dolayı bize kamyonet ya da trailer çekecek bir araç vermiyorlardı. Kara kara bu treyleri nasıl Darwin’e götüreceğiz derken, karşımıza Global gren Challenge komitesi ve arabaları çıktı. Hemen arabalarının arkalarına baktık çekme halkası var mı diye, evet beklediğimiz gibi çekme halkası vardı arabalarında. Ancak komitedekiler arabalarının başlarında değillerdi. 1 saate kadar arabanın başında güneşin altına bekledik gelsinler diye. Geldiklerinde durumu anlattık. Önce biraz düşündüler. Bizim araba çekebilir mi falan dediler ama en sonunda kabul ettiler sağ olsunlar. Kabul etmekle kalmayıp baya bir yardım ettiler. Hem manevi olarak hem de bize maddi karşılığı olacak işleri bedava yapmamızı sağladılar.

GGC komitesi ertesi sabah yola devam edecekti. Bizde mecburen onlara uyarak gideceğimiz için kamp yapmak zorundaydık. Ancak etraf çöl. Sabahları hava çok sıcak oluyor ancak akşama doğru soğuk başlıyor ve hayvanlar ortaya çıkıyor ve etrafa yayılan malzemelerimizi toplamak için kaza yaptığımız yere çadır kurmak zorundaydık ve o gece orda kalacaktık. Oda bizim için sorun değil. Nasıl olsa hep beraberiz. Allah’a şükür ki hepimiz gayet iyiyiz. EEE mutlu olmamak için bir neden yok ortada o zaman=) Çadırlarımızı kurduk, bir yandan da birkaç arkadaş malzemeleri kutuluyordu. Yolun kenarındaki eşyalarımızı, malzemelerimizi, valizlerimizi toplayarak düzenli bir şekilde SAGUAR’ın olduğu kutuya yerleştirmeye çalışıyorlardı. Neyseee, kampımızı kurduk, Resul abide bir güzel kamp ateşimizi yaktı ve etrafında barbunya pilakilerimizi ve ton balıklarımızı afiyetle yedik ve yorucu bir günün ardından deliksiz bir uyku herkesi bekliyordu.
Sabah 6 gibi uyanarak komiteye uyarak çöldeki tarihi yerleri gezerek yolumuza devam ettik. Mola yerlerinde çadırlarımızı GGC komitesiyle beraber kurduk. Artık yavaş yavaş komiteyle aramızda duygusal bağlar oluşmaya başladı.

Yolumuza devam ederken GGC komitesinin son durağı Kathrine kasabasında bir kamp alanıydı. Kathrine, Darwin’e 300 km uzaklıkta bir yer. SAGUAR’ı GGC komitesiyle bırakarak biz yolumuza devam ettik ve akşam 9 gibi Darwin’e vardık. Artık bir sorunumuz daha vardı. Nerede kalacaktık. Çadırlarımız var ama çadır kuracak alan yok. Hostel var ama yer yok. Böyle saçma bir durum içinde yorgunluktan ölmüşken kalacak bir yer, kafamızı sokacak bir çatı arıyorduk. Aynı zamanda banyo sorunu her geçen saat artıyordu. Çölde geçen 4 günden sonra güzel bir banyo iyi gidecekti. Ama nerdeee. En sonunda bir düzlük bulduk. Dedik burası kamp için çok uygun. Tam çadırları kuracaktık hooooooopppp bir uçak yanımıza inmeye başladı. Meğerse durduğumuz yer hava alanının dibiymiş. Zaten bizde şans olsa… Tekrar oradan toparlandık. Şehirde geze geze benzini de bitiriyoruz (Şimdi diyeceksiniz ki birilerine sorsanıza gezeceğinize, merak etmeyin onu da yaptık. Ancak Avustralya’da akşam 4-5 gibi hayat bitiyor. Hosteller para vermenize rağmen müşteri kabul etmiyor. Çadır kuracak yer soruyoruz, buralarda çadır kuracak kamp alanları akşam 6’dan sonra müşteri almaz diyorlar. Tam haydaaaaa diyecek durum değil mi?). Resmen o kadar yorgunluğun üzerine kalacak yer bulamadık. Yolda etrafa baka baka giderken, GPSlerimize hostel hostel isim yazarken yine de bir şey bulamadık. Her şeye rağmen arayışımıza devam ediyorduk ki yol kenarında kap karanlık bir kamp alanı (burada kamp alanları paralı). Bir görevli aradık ama yok yok yok. Avustralya’da HİÇ BİR ŞEY YOK!!!!!!!!!!. Yapacak başka bir şey kalmadığı için direk girdik içeriye. Baktık ses çıkaran yok. Çadırları dahi kurmadan (yorgunluktan) uyku tulumlarını yere serip direk uykuya daldık. Beklentimizin aksine sanırım yorgunluktan çimen toprak karışımı bir yerde sadece uyku tulumunu üstüme örterek ( uyku tulumunun içine bile girmeden) deliksiz bir uyku uyudum. Sinek minek vız geldi. Yemişler her yerimizi ama uyumanın ne kadar önemli bir şey olduğunu böyle zamanlarda anlıyorsunuz. Konu dağılmadan uyandıktan sonra yaptıklarımıza geçeyim. Uyandık ve her zaman ki gibi bir ses Food Manageeeeeerrrr yemekleri hazırla ( Avustralya’da ki görevlerimden biri de Food Managerlık. Burda herkesin bir managerlık görevi var. İş bölümleri yaparak olayları daha hızlı çözüyoruz). Food Manageeeerrr kahvaltı nerede sesleri. Daha yeni uyanmışım. Birde hani hazırlanacak yemek olsa içim acımayacak. Her gün ton balığı, pilaki yemekten gına geldi. Bazen sadece kuru ekmek… Allahtan meyve sularımız varda onları içmek iyi geliyor. (Çok samimi bir şey söyleyeyim mi? Hani bıktık ton balığından, pilakiden diyoruz ama hep beraber o sofraya oturuyoruz ya. Gerçekten mutlu oluyor insan. Tüm aksiliklere zorluklara rağmen, hani çöldeki bedevinin başına gelmeyecek her şey başımıza gelmesine rağmen beraberken şahsen kendi adıma hiçbir şeyden şikayetçi değilim). Yemeklerimizi yedikten sonra duş alalım dedik. Buradaki kamp alanlarında duşlar ve tuvaletler oldukça temiz. Duşumuzu bir güzel aldıktan sonra Hidden Valley ( Yarış padoklarının olduğu yer)’e gittik.
Yarış alanına geldiğimizde resmen hayal kırıklığı yaşadık diyebiliriz. Bu kadar ileri mühendisliklerin ortaya çıktığı yarışın organizasyonun daha iyi olmasını bekliyorduk. Hani görsellik falan. Burada olay sadece yarışa odaklı. Sade şeyler var. Yarışa başlayacaksınız ve bitireceksiniz. 3000 km’lik yolda yaşanacaklar zaten bir organizasyon yapılmasına gerek bırakmıyor. 3000 km’lik bir yarış zaten kendi başına bir organizasyon oluyor. Birde burada bir olaya değinmek istiyorum. 3000 km dendiğinde böyle basit bir şeymiş gibi geliyor. Şahsen bize de öyle geliyordu. Ancak olayı yaşadığınız zaman neyin ne olduğu ortaya çıkıyor. Düşünebiliyor musunuz 5 gün yolda geçiyor. Yolda bildiğimiz yollar gibi değil. ÇÖL. İki şehir arası 1000 km oluyor. Yolda gördüğünüz kasabalarda zaman zaman yiyecek bir şey bulmakta zorlanıyorsunuz. Düşünün böyle bir ortamda mühendislik yapıp ülkenizin adını böylesine bir olayda duyuruyorsunuz. Güzel hem de çok güzel. Detaylardan sonra yazımıza devam edelim efendim. Nerde kalmıştık? Organizasyon olayından bahsediyorduk. İki yıl boyunca incelediğimiz takımların artık yanındayız. Dünya’nın en büyük üniversitelerinin yanında bir Türk üniversitesinin adı duyuluyor ve anons ediliyor. Ne kadar büyük bir gurur bu SAİTEM üyeleri için ve bize güvenenler için.
Hidden Valley park alanında artık en son hazırlıklarımızı yapıyoruz. Hazırlıklarınızda bir bitmedi dediğinizi duyar gibiyim. Ancak ne yaparsınız, her şeyin mükemmel olması için uğraşıyoruz. Umarız ki Allah yüzümüze bakar bir sorun çıkmaz da yarışı başarılı bir şekilde bitiririz. Buralara kadar gelmek ve yarışacak olmak bile bir Türk üniversitesi için büyük başarı.
Burada saat 21.20 Hidden Valley yarış alanı 21’ de kapanıyor. Biz hala arabanın başında bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Mekanikçiler frenlerle, direksiyonla uğraşıyorlar. Elektrikçiler bataryaları verimli kullanmak için ayarlamalar yapıyor, yönetim ekibi elimizdeki ÇOK ÇOK ÇOK ÇOOOOOOOK az parayla bu yarışı bitirmek için strateji belirlemeye çalışıyor. Burada su, içecek her şey sorun çünkü. Bir yanda kazanın izlerini temizleme çalışmaları… Dert bitmiyor.
Bu arada yemeklerimiz de yedik. Tabi ki yine barbunya pilaki, ton balığı ve meyve suyu üçlüsü.
Artık yarışın başlaması için sabırsızlanıyoruz. Bugün diğer ekiplere baktık. Teknik bilgi olarak ve uygulama olarak hemen hemen diğer ekiplerle aynı seviyedeyiz. Hatta çoğu ekipten de daha iyiyiz. İnancımız, umudumuz yüzümüzün akıyla bu yarışı tamamlamak. Üzerimizdeki yükün farkındayız ( Türkiye’de koltuklarından kalkmayıp sadece kendi saraylarında yaşayanlar hala bu olayın öneminin farkına varamasalarda…)
Bir Türk Güneş Arabası artık Avustralya çöllerinde…
İnternet buldukça yazmaya devam edeceğiz…

MBM

Yaziyi gonderen MehmetBurakMISIRLI in: SAITEM |
Eki
20
2009
3

Kalmak gitmekten daha zor…

Etrafınızda binlerce kişi olmasına rağmen size bomboş gelen mekanlarınız oldu mu?  Bizim var: Esentepe Kampüsü. 12 kişinin kampüsten ayrılmasıyla şuan koca arazi bomboş.  Ne 300′ün vazgeçilmezleri aramızda ne de konteynırın demirbaşları yanımızda.

Özlem 20 günde bu kadar fazla hissetirir mi kendini?   Fatih’in sürekli aramaları, Kerem’in okul içi koşuşturmaları, Erdem’in erken uyanmayışları, Burak’ın neşesi, Tarık’ın her zaman ki çıldırtışları, Ercüment’in taklitleri, Mahmut’un hiç bitmeyen devreleri, Elmalı’nın ve Muhammed’in güldürmeleri, Salih’in stratejileri, Şenol’un poryaları  ve Resul’ün son dakika golleri…ve tabiî ki saatlerce süren toplantılarımız.  Hangisini özlemedik diyebilirsiniz ki?

Kalmak gerçekten gitmekten daha zor. Siz bambaşka bir ülkede koşuşturma ile geçirirken zamanınızı biz buruda anılarımızla beraber sizin için endişelenerek geçiriyoruz. Gözümüz maillerde kulağımız telefonda… Gerçekten bir ekip olduğunu böyle zamanlarda daha kuvvetli hissediyor insan.  12 tane daha can taşıyoruz içimizde. Hop oturup hop kalkıyoruz her haberle birlikte.

Çabuk  geçsin zaman artık şafak saymaktan yorulduk. Yarışın sonucu ne olursa olsun siz elinizden gelenin en iyisini yapıyorsunuz orda biliyoruz.  Burada sizin için endişelenen, sizi özleyen, yolunuzu gözleyen yüzlerce kişi var unutmayın.

Gelin artık.. Sizi çok özledik… Ve hepinizi çok seviyoruz…

Yaziyi gonderen NisanurTok in: SAITEM |
Eki
13
2009
3

Gun 12: Artik calisma zamaniiii

12.10.2009 TSİ: 06.59 ASİ:  14.30

 Avustralya’ya geldiğimizden beri Avustralyalı Türkler bize ellerinden geleni yaparak hem manevi olarak hem de maddi olarak destek sağlamaya çalıştılar. Bizim adımıza düzenlenen gecelerde hem Avustralya’ya ısındık hem de moral depoladık.  Artık sıra yoğun çalışmalara geldi. Yavaş yavaş yarışın stresini hissetmeye başladık.

Hafta sonu bataryaların da hazırlanmasının ardından artık bataryalar ile BMS’ler birleştiriliyor. Bu işlem biraz geç kalmış bir işlem ama maddi olumsuzluklardan dolayı bu zamana sarktı. Hani SAİTEM’in hep son an olayı vardır ya, hiçbir şey olmaz olmaz, O süreçte o kadar çok uğraşırız ki yine de olmaz ama son anlara girdiğimizde bir el bize yardım ediyor sanki ve istediğimiz oluyor. Sanırım bu bir şeyi çok istememizden kaynaklanıyor. Neyse yorumlarımı fazla katmadan yazıma devam edeyim.

Bir yanda elektrikçiler bataryaları hazırlarken bir yanda mekanikçiler lastik değiştirme işlemleriyle uğraşıyorlar. Lastikler her zaman ki gibi bizim için çok kritik. Daha önceki yıllarda yaşadığımız olumsuz lastik tecrübelerini yaşamamak için bu sefer mekanikçilerimiz lastikler üzerinde ellerinden geldiğince çalışıyorlar. Lastiklerin uzun süre dayanması için ve lastik patlama anlarında yapılacak müdahaleler için bir nevi antrenman yapıyorlar.

SAGUAR’da ki diğer sorun ise motora fazla yüklenmelerde motor sürücü kendini kapatıyor. Akım arttıkça ve bobinlerin doyma noktasına yaklaştıkça motor sürücü hata veriyordu. Şimdi yeni bataryalarımız ile eski bobinler denenecek, eğer sorun hala devam ederse yeni sardığımız bobinleri devreye sokacağız. Bu hareketlerin ardından da sorunun ortadan kalkmasını düşünüyoruz.

 Hafta içi 08.00-21.00 saatleri arasında TAFE laboratuarlarında çalışarak, bu yoğun çalışma temposunda aracımızı en iyi hale getirmeye çalışıyoruz.

Diğer yandan iki-üç gün sonra Darwin’e doğru yola çıkacağımız için kamyonetimizi de yola hazırlıyoruz. Taşınacak malzemelerin çok fazla olmasından dolayı elimizdeki alanı en verimli şekilde kullanmak zorundayız. Yurt dışında neden lojistik mühendisliği diye bir bölüm olduğunu, dar yerlere çok fazla yük sığdırmaya çalışırken anladım=)

Yani anlayacağınız gülmelerin, eğlenmelerin ardından artık çalışma zamanı geldi. Aslında Avustralya’ya ilk geldiğimizde bu şekilde karşılanmak bizlere bir artı olarak geldi. Çünkü farklı bir ülkede evinizdeymişiniz gibi karşılanmak eğlenmek, bu kadar problemi bir an olsun unutmak, insanın kafasını dinlendiriyor. Karşımıza çıkacak problemlere karşı daha rahat düşünmemizi sağlıyor.

Şimdi Kamyonetimle ilgilenmeye gidiyorum. Gelişmelerle birazdan karşınızda olacağım.

 

TSİ:13.30  ASİ:21.00

 Artık bataryalar %99 hazır. Bobinlerde hazır.  TAFE güvenlik görevlisi Carlos’a : abi 1 saat daha kalalım hadi be abi dedik ve saat 22.00’a kadar izin aldık. Normalde 21.00’da okul tamamen kapanıyor kimse kalmıyor. Avustralyalılar genelde böyle iyi insanlar. Hadi be abi ne olur modunda bir şey istediğinizde hemen yumuşuyorlar. Tamam diyorlar. Sağ olsunlar. Yarın saat 7-8 gibi atölyede olmayı planlıyoruz. Çalışma şartları git gide zorlaşıyor. Ama nedense yorgunluk yok ( En azından kendi adıma söylemeliyim). Hani böyle SAGUAR’ın yürüme anını görme hevesi insanı heyecanlandırıyor. Geçen gece resmen bunu düşünerek uykuya dalmışım. Sabah bir hevesle uyandım. Aksiliklerden dolayı hala tam istediğimizi alamıyoruz ama isteyenin bir yüzü demişler=) Artık çalışma saatlerini ikişer saat arttırdık. Sabah 07.00-22.00  yeni çalışma saatlerimiz olarak ayarlandı.

Sanırım Çarşamba günü Adelaide’da son testlerimizi yaparak, Perşembe günü Darwin’e doğru yola çıkacağız. 3-4 gün sürmesini düşünüyoruz yolun. Fazla yormadan dinlene dinlene gitmeliyiz. 3000 km abi cim dile kolay.

EE tabi orda da testler yapılacak ve ondan sonra yarış başlıyor.

Biraz yorulacağız ama değer. Sonuç ne olursa olsun SAİTEM’li 40 genç bu işi başardı. Hani şöyle bir arkama bakıyorumda, Avustralya’ya gideceğiz dediğimizde bize gülenleri görüyorum. Acaba o gülenler bizi bir yerde gördüklerinde ya da bir şekilde akıllarına geldiğimizde ne düşünüyorlar? Nereden nereye geldik. 40 gence, bu işe inandıkları için, inandıklarını yaptıkları için teşekkür ediyorum.

 EVET EVET ARKADAŞLAR ÜSTÜNÜZE ALINABİLİRSİNİZ SİZE TEŞEKKÜR EDİYORUM=)

Bugünkü yazıyı güzel bir sözle tamamlamak istiyorum. Hiçbir sefa, cefa çekilmeden sürülmez. Yorulmaya devam…

Eki
11
2009
2

Gun 11: Guzel bir gun

 

10.10.2009 TSİ: 09.52 ASİ: 17.19

Cuma günü güzel başladı güzel devam etti. Bu yazıya cumadan başlamak istiyorum çünkü, dün internete girecek vakit bulamadım.  Bataryalar, bobinler geldi. Artık SAGUAR’ın hiçbir eksiği kalmadı diyebiliriz. Eee tabi bunlar gelirde elektrikçiler çalışmaz mı?

Bugün cumartesi. Cumartesi olmasına rağmen (atölyelerimiz kapalı) elektrikçiler (Erdem, Kerem, Mahmut, Muhammed, Salih) bataryaları hazırlamak için ve bobinleri sarmak için sabahın köründe çalışmaya gittiler.

Neyse biz düne gelelim. Yav bizimde bünye artık şaşırdı. Bir gün yiyecek yemek bulamıyoruz. Bir gün felekten bir gece çalıp baya iyi yerlerde yemek yiyoruz. Bu durum psikolojik sorunlara yol açacak gibi duruyor=)

Güney Avsutralya Türk Derneği’nin organize ettiği Türk gecesinin onur konuğuyduk. Takdimler falan gerçekleşti. Asıl önemli konuya şimdi geliyorum. SAİTEM’liler göbek attı. Tarık, Şenol, Erdem, Kerem… Oynamalarını görmeliydiniz. Gerçi fotoğraflarda olabildiğinde göreceksiniz. Birde üstüne üstlük Ercüment ile Muhammed tombalacılığa başladı. Gecede dağıtılacak hediyelerin kartlarını 2 AUD’ye misafirlere satmak Ercüment ile Muhammed’in göreviydi=) Bizimkiler güzel güzel göbek attıktan sonra GATD Başkanı Durmuş Tunç’a belgemizi ve hediyemizi verdik.

 

SAGUAR’ı merak edenlerde olacaktır. Bu aralar biraz sıkıntı içindeydik. Bataryaların elimize ulaşmamış olmasından dolayı ve bobinlerimizin hazır olmamasından dolayı baya baya zorlanıyorduk. Artık Bataryalarımız ve bobinlerimiz elimizde olduğu için (bugün/yarın onları da hazır eder bizim canavar elektrikçiler) SAGUAR’ın tam gaz Avustralya caddelerinde gitmesi için bir engel kalmadı. En kısa zamanda güzel video görüntüleriyle burada karşınızda olacağız=)

Yaziyi gonderen MehmetBurakMISIRLI in: SAITEM |
Eki
08
2009
2

Gun 9-10: Yolculuk

08.10.2009 TSİ 06.15 ASİ: 13.45Birkaç gün sizleri bizden bir haber bıraktık. Kusura bakmayın. Takdir edersiniz ki internet bulmakta oldukça zorlanıyoruz ve Melbourne-Adelaide yolculuğunu gerçekleştirdik geçen günlerde. Bu yolculuğun hazırlığı ve yol yazı yazmamıza vakit bırakmadı.

 

Melbourne’den Adelaide doğru yaklaşık 12 saatlik bir yolculuk gerçekleştirdik. Ama öncesinde SAGUAR ile buluşma anımız vardı=)

Erken saatlerde uyanıp SAGUAR’ı almak için hazırlıklara başladık. Hazırlıklarımızın ardından Hilkat Hanım ve eşi Sinan Bey ile vedalaşarak, SAGUAR’i almaya yola çıktık. SAGUAR’ı almak için hava alanına gittiğimizde, havaalanı görevlileri treylerimize bakıp “bu treyler kısa adamım, buna yükleyemeyiz” dediler. Alt tarafı 40 cm dışarı taşıyordu SAGUAR’ın olduğu kutu. Her zaman olduğu gibi abi yapma etme abi olayına getirerek ve bizim iyi niyetimizi görevlilere göstererek SAGUAR’ı alıp havaalanından ayrıldık. Havaalanından sonraki durağımız Grand Foods’tu. Sağolsun Grand Foods’un sahibi Ali Fuat Bey bize hem maddi olarak hem de manevi olarak büyük destek sağladı. Onu ziyaret etmeden Melbourne’den ayrılamazdık. 3 arabalık konvoyumuzla Ali Bey’in yanına gittik. Bir de baktık ki çok sayıda basın mensubu bizi bekliyor. Sevindik tabiî ki. SAGUAR’ı sıkı sıkıya yüklemiştik ama ısrarlara dayanamayıp kutuları sökerek indirdik aşağıya bizim canavarı. Birkaç poz, röportaj derken sıra geldi SAGUAR’ı tekrar kutulamaya. En zor kısım burası. Hem benim gibi bir şoföre emanet edileceğinden hem de uzun bir yola çıkacağından sıkı sıkıya bağlanmalıydı, sabitlenmeliydi SAGUAR. 2 saat gibi bir sürede bunu hallettikten sonra yola çıkmaya hazırdık artık. Dali dili, dali dili kornaları eşliğinde önde Tarık’In şoför mahaliinde bulunduğu Tarago, arkada benim şoförlüğünü yaptığım kamyonet ve ona bağlı treyler, en arkada da kimin kullandığı belli olmayan lancer ile yola çıktık. Ama lancer’daki arkadaşların hakkını vermek lazım. Yol boyunca bana çok yardımları oldu. Neyse çıktık yola. Yola çıktığımızda saat 16.40 gibi bir şeydi. Hava yavaş yavaş kararıyordu. Yolda kanguru göreceğiz diye ağzımızı aça aça yola devam ediyorduk. Her yerde kanguru çıkabilir tabelası var bizde tedirgin tedirgin yolumuza devam ediyoruz. Ancak yolda ölü birkaç koala ve birkaç ölü kangurudan başka bir şey görmedik. Üzgün üzgün yola devam ederken, Erdem bizi beyaz kanguruların olduğu bir dinlenme tesisine götürdü. Bir düzine beyaz kanguruyu gördük, konuştuk, sohbet ettik. İlginç hayvanlar doğrusu.

Benim kullandığım kamyonet yaklaşık 3 ton olduğu için ( Malzeme kutumuz, SAGUAR’ın olduğu kutu, treyler, kamyonetin kendi ağırlığı) benzini sömürüyordu. Bende haliyle güvenlik için yavaş gidiyordum.  Sadece kamtyonet icin 2 depo benzin harcadık 750 km yolda. Birkaç kere de dinlenmek için durduk. Bu yolu 12 saatte tamamladık. Bütün gece araba kullanmaktan yorgun harap ve bitap düşmüşken güzelce uykunun hayalini kuruyordum. Ama asıl maceranın şimdi başlayacağından kimsenin olmadığı gibi benimde haberim yoktu.

Adelaide’a girdikten sonra otelimizi aramaya başladık. SUNNY’S diye bir yer. Dışarıdan küçük sevimli bir yer gibi gözüküyor. Neyse içeri bir girdik. Herkesin sinirleri bozuldu, ne desek güler olduk. Gülmekten karnımıza ağrılar girdi. Nasıl anlatayım size, bir odada 2 şer yataktan 3 ranza toplam 6 yatak var. Yataklarda şöyle; bir yatak boyutunda bulaşık süngeri düşünün, adamlar direk bulaşık süngerine benzer bir şeyi yatağın üzerine koymuşlar. Hadi burada yatın diyorlar. Pisliğinden, banyolarından falan bahsetmek dahi istemiyorum. Hala düşündükçe sinirim bozuluyor gülüyorum=))) Ama güzel bir anı oldu. Baya bir eğlendik güldük. E tabi isyanlarda çıktı ( şaka olarak tabii ki). Biz burada kalmayız, biz burada yatmayız demeye başladık=) Eee biliyorsunuz başkanımızda yufka yürekli, kıyar mı bize? Babacan ses tonuyla” tamam çocuklar hadi yatalım bu gece sabah bir yer ararız” dedi. İçimiz biraz rahatladı ama hala kuşkular devam ediyordu. Ben psikolojik olarak oranın pisliğinden dolayı kaşınmaya bile başlamıştım. Yanımda Kerem’e baktım. Adam hiiiiiç oralı değil. Fosur fosur uyuyor. Biz kahkaha atıyoryuz adam yorgunluktan uyumuş oralı bile değil.

Neyse biz Ercü ile gidip arabada yatalım dedik. Gittik arabaya ama soğuk hemde dedik arkadaşlarımızı yalnız bırakmayalım. Tekrar döndük otele. Bulaşık süngerine benzer yatağıma yattım. İnanılmaz bir şeydi. Bir iki dakika tekrar kaşındım ama yorgunluktan bende sızıp kalmışım. Sabah olduğunda Fatih, Muhammed, Salih yeni bir yer aramaya çıkmışlar. Sağ olsunlar yeni bir yer bulmuşlar bize. O lafi duyduğumda sevindim. Çünkü rezidans gibi bir yerde kalıyorduk Melbourne’de. Oraya alıştık. Adelaide’a geldiğimiz ilk günde böyle bir yerde kalmak hakikaten herkesi baya bir etkiledi.

Pılımızı pırtımızı toplayarak hemen yeni otelimize doğru yola çıktık. Yeni otelimiz diğerine göre baya baya iyiydi ama Melbourne’de kaldığımız UNILODGE’un yerini tabii ki tutamazdı. Odalara çıktık. Neyse ki temiz, güzel, rahat yata

klara ve odalara sahipti. Kocaman birde mutfağı vardı otelin. Herkes ortak kullanıyor ama temiz. Oraya alıştık, yemeklerimizi yedik, gırgır sohbet makara derken, artık çalışmalara başlama günlerimiz gelmişti. SAGUAR’da ki son eksiklikleri gidermek için TAFE’de çalışmalara başlayacaktık. Akşam olduğunda erkenden uyuyarak sabah erken kalkmayı planladık. Yemeğimizi yedikten sonra 20.00 sularında uyuduk. Sabah 06.00’da kalkarak kahvaltımızı yaptık, banyolar yapıldı, kişisel bakımlar tamamlandı ve 07.00’da TAFE’e doğru yola çıktık. TAFE kaldığımız otele 12 km uzaklıkta. Yakın sayılır. TAFE’e geldiğimizde Sercan Bey ve TAFE yetkilileri bizi gayet sıcak karşıladı.

Şimdilerde TAFE’e yerleştik çalışmalara başladık. Hatta atölyede yanımızda getirdiğimiz elektrik ocağında yemek bile yapıyoruz.

Bugünkü öğle yemeği menümüz. Sınırsız salamlı makarna, Uludağ gazoz ve sınırsıza yakın ekmek. Burada ekmek çok pahalı. Ekmek 5 AUD. Yer yer 6 AUD’ye çıktığı da görülüyor.

Hepimiz gayet iyiyiz. Mutlu mesut yaşıyoruz. İnternet buldukça sizlerle olmaya devam edeceğiz. Bizi özleyin=)))

Eki
05
2009
2

Gün 8: Ne oldum değil ne olacağım demeli

DSC_0136

Önce başlığı açıklayarak başlamak istiyorum sözlerime. Melbourne geldiğimizden beri o davet senin bu davet benim karnımız tok sırtımız pek geziniyorduk. Artık Türkiye’den getirdiğimiz yemeklerde tükendi. Bugün domates peynir yemek bizlere özümüzü hatırlattı=)

  05.10.2009 TSİ: 14.15 ASİ: 22.15

Bugün aslında güne biraz bozuk başladık. SAGUAR ile bugün buluşmanın hayalini kuruyorduk. Hatta ve hatta gece 11 kişinin 10’u uyumadı diyebilirim. Bir heyecan vardı ama kimse belli etmiyordu. Birde camın kenarında internet bulma çabalarımız git gide artınca bütün gece uyumadık.

Saat 10 gibi SAGUAR’ı bugün alamayacağımızı öğrendik. ATA karnesi işlemleri yarın sabah tamamlanacakmış. Bizde biraz bozulduk ilk başta ama baktık olacak gibi değil sokaklara çıkalım kafa dağıtalım dedik. Önce Avustralya Melbourne Formula 1 pistine gittik. Albert Park’a gittik. Deniz kenarında bol bol fotoğraf çektik birde ufak bir piknik yaptık. Hava inanılmaz soğuk. Avustralya dedik soğuk olmaz dedik ama yanıldık. Burada daha tam olarak yaz başlamamış. Buranın insanları bu duruma alışkın oldukları için hep kısa kısa giyiniyorlar ve üşümüyorlar. İlginç insanlar doğrusu. Neyse biz üşürken pikniğimizi yaptık. Yemeklerimiz biter bitmez kalktık. Hani yemeklerimizi yedik ya karnımızda doydu. İyice yoldan çıktık. Bağıra bağıra şarkı söylemeler, muhabbetler, eğlenceler. Arabalarımıza bindikten sonra kısa bir süreyle nereye gidelim yav napalım dedik. En son Sprit of Tazmania sahilinde karar kıldık. Okyanus kıyısı. Ama orası daha da soğuktu, birkaç hatıra fotoğrafının ardından otelimize doğru tekrar yola çıktık.

Bu kadar dinlenmekten kendim adına konuşayım ( ki çoğu arkadaşım benim gibi düşünüyor) sıkıldık. Artık SAGUAR ile buluşup artık çalışmak istiyorum/z. Bakalım yarın artık SAGUAR ile kavuşuyoruz birbirimize. Umarım yarın daha güzel detaylarla yanınızda oluruz. Görüşmek üzere..

Eki
05
2009
2

Gün 7: Bugün pazar dinlenme zamanı

04.10.2009 TSİ:19.30 ASİ:03.30

Bugün Avustralya halkına uyup bizde tatil yaptık. Her yer Pazar günleri kapalı olduğundan bizde neredeyse bütün gün uyuduk. Bu ilk günler biraz eğlence gibi oldu ancak bir iki gün sonra yarışın stresini fazlasıyla üstümüzde hissedeceğiz. Bu birkaç günlük ara iyi geldi sanırım hepimize. SAGUAR’I tamamlamak için herkes olağan üstü çabalar sarf etmekten harap ve bitap düşmüştü. Zorlu yarış öncesi dinlenmek, eğlenmek ve enerji depolamak hepimize iyi geldi.

Sanırım saat 18.00 gibi uyandık. Daha önce uyananlar olduğu gibi daha geç uyananlarda oldu tabi. Ancak neden geç uyandık. Dışarıda gezerken Melbourne’lü çılgın gençlere ayak uydurup saati sabahın 7 si etmişiz. Melbourne’lü gençlere ayak uydurduk dediğimize bakmayın. Yine biz bizeydik. Etrafı gezdik. Aramızda İngilizce konuşmaya çalıştık. Sohbet, muhabbet derken saat geçmiş işte=)

Uyandıktan sonra yemek arama derdine koyulduk. Yemeğimizi ve paramızı tasarruflu kullanmak zorundayız. İkisi de ne yazık ki çok az. Belki abartıyor diyeceksiniz ama aynen askeri eğitim. Zorluklarla başa çıkma mücadelesi=) Ama düşünsenize bu yarışı başarılı bir şekilde tamamlarsak; ooffff o zaman ne açlık kalır ne parasızlık (Yarışı başarılı tamamladığımızda bize yemek ve para vermeyecekler yanlış anlamayın=)) ). Sadece bunları unuturuz.

Heeh bak aklıma geldi. Türkiye’de otobanlara girerken gişeler olur ya, buradaki sistem bize göre çok saçma ( alışmadığımız için). Paralı yola girerken yolun üstünde TOLL yazıyor. Paralı olduğunu belirtmek için. Birde bizdeki OGS sistemine benzer bir sistemle parayı alıyorlar. Ancak ne gişe var ne bir şey. Parayı resmen çaktırmadan alıyorlar. Yolun kenarındaki okuyucular sayesinde araba geçtiğinde direk OGS cihazına benzer cihazdan parayı alıyorlar. EE tabi bizde buralara yabancı olduğumuz için nerden bilelim? Girdik yola. Hiç bir şey bilmeden. Hatta o girdiğimiz yolun paralı olduğunu ve sistemin nasıl çalıştığını da dün Naci abi anlatmıştı. O olmasaydı ceza ödeyecektik. Eğer 3 gün içinde öderseniz ceza gelmiyormuş. Bizde sabah olduğunda bu işi halletmeliyiz. Yoksa ceza ödemek zorunda kalacağız.

Bende neden uykum yok diyorum. Sabah SAGUAR’ı almaya gideceğizde ondan. Önce Melbourne limanından SAGUAR’ı ve malzemelerimizi alacağız ve 10 saatlik Adelaide yolculuğuna başlayacağız.

Şenol’da karşımda yatıyor. Uyurken susamlı çubuk kraker yiyor=)) Dediğime bakmayın uyanık tabi ki.

Yarın güzel gelişmelerle birlikte oluruz umarım=)))

Eki
03
2009
2

Gün 6: SAİTEM Avustralya’ya alıştı…

03.10.2009 TSİ: 17.04 ASİ: 12.04

İnternet sorununu çözümlemek için neler çekiyoruz bir bilseniz. Ama elimizden kaçar mı? Melbourne tren istasyonunda bedava internet olabileceğini bir anda Fatih söyledi. Hemen ortalık aydınlandı. Hepimizin kafasında yanan ampulden olsa gerek. Önce durak’ta oturarak internete bağlandık. Ama sevincimizi görmeniz lazım. Neyse durakta oturduk, internete girdik ancak kanımız donmaya başladı soğuktan.  Sonra istasyonun içine girerek gişelerin üstünden nete girmeye başladık. Millet kart okutup trene binerken biz gişenin ( kart atılan yerin üstüne) bilgisayarımızı koyup nete girmeye başladık. Elimizdeki dökümanların hepsini Türkiye’ye aktarmayı başarabildik. Ama birde baktık ki saat olmuş 4. Sabaha karşı 4.

Hemen UNI LODGE’a dönüp uyumaya koyulduk. Saat 5’e geliyordu.

Tam uykuya dalacaktım ki (saat sabah 9) Fatih kapıyı yıkarcasına çalıyor bizi uyandırmak için=) Sonra kapıyı açıp uyuyor numarası yaptım ama yemedi kolumdan tuttuğu gibi beni Melbourne sokaklarına sürükledi. Bu sırada Salih, Memo uyanmış hazırlanmışlar. Biraz Melbourne sokaklarında gezindikten sonra iş bölümü yaptık ve ben ile Salih kamyoneti almak için Hilkat Hanımların evine gittik. Fatih ise Aurora’nın kapısını aşındırmaya gitti. Elimizdeki GPS cihazlarını tam kullanamadığımız için (GPSler gideceğiniz güzergahı kuş bakışı gösteriyor) tahmin ede ede zor olsa da çok kısa zamanlarda yolumuzu bulduk. Saat 14’de  UNI LODGE’a döndük. Fatih’le buluşup Ali Fuat Kahveci’nin yanına gitmek için yola koyulduk. Tam hangi yoldan gideceğiz ne yapacağız diye düşünürken bir telefon zırrrrrrr.. Naci Mısırlı. Benim soyadaşım. Başkonsolosluk kokteylinde tanışmıştık Naci Bey ile. Fatih’i arayıp: Yav çocuklar Avustralya’ya Melbourne gelipte gezmemek olmaz dedi. Sağ olsun. Bizde zaten işten sıkılmıştık. Grand foods’a akşam gideriz dedik. Kamyonetle ve direk kuş uçuşu yol gösteren GPS’lerimiz nedeniyle biraz kaybolduk, bu yüzdende Naci Bey ile biraz geç buluşabildik. Naci Bey bizi, Melbourne’u 360 derece gören bir kuleye çıkardı biraz Melbourne’u seyrettik. Sonra Naci Bey’in arabası ve bizim son model kamyonetimizle Grand Foods’a doğru yola çıktık. Allahtan tek başımıza yola çıkmamışız. Baya bir uzaktaymış Grand Foods. Neyse oraya ulaştık. Sn Kahveci sağ olsun bizim için devasal bir erzak hazırlamış. Yaklaşık 300 kg. Onu da aldık. Bu sevinçle evimize dönmek için yola çıktık ki Naci Show devam ediyordu. Bizi böyle, kimsenin gidemediği-gidipte göremediği yerlere götürdü. Ördekler, kuğular dans ediyordu. Sessiz sakin bir ortam vardı gittiğimiz yerde. İnanın orda 5 dakika dursanız ruhunuz dinleniyor. Orda da birkaç foto çekip günün son süprizini duyduk. Bir Uygur lokantasına gittik. Bu hani Çinlilerin, Japonların yemek yerken kullandıkları çubuklar var ya. Onlarla yemek yemeği öğrendik. Bir o şekilde yemek yemeği bilmiyordum. Artım önümde kimse duramaz. Her yerde yemek yerim. Fatih, Salih, Ercü, Memo, Mahmut baya zorlanırken, ben çubuklarla yemek yemeği hemen öğrendim. Tabi konu yemek olunca kimse önümde duramıyor.
Yemeğin ardından artık Adelaide tayfasının arabaları alarak geri dönmelerini beklemeye başladık. Onlarda baya bir şey yaşamışlar. Eee tabi bilmediğimiz yerlerde 40 yıllık adamların yağacağı işleri yapmaya kalkıyoruz.

Neyse ki onlarda sağ sağlim Melbourne ulaştılar. Artık 2 araba ve 1 kamyonetten oluşan araç konvoyunu tamamlandık. Amerikan filmlerinde hani arka mahallelerde çöplükler olur ya. Öyle bir yere arabaları park ettik. Ancak güvenli bir yer. Kapısı falan kitleniyor. Çöplerle de kapı saklanıyor. OOOh daha ne olsun. Otoparklara saati 15 dolardan araba park etmek yerine böyle bir olay çok daha iyi oldu. Aklınızda kötü şeyler oluşmasın. Arabaları park ettiğimiz yer UNI LODGE’un arkası. Umarız bir şey olmaz. Bugün baya bir iş yaptık. Baya bir yer değiştirdik. W=F.x formülünden (çok fazla yer değiştirdiğimiz için, x yaklaşık 100 km) çok fazla iş yapmış olduk (Bu espiri bana ait değildir. Fatih yaptı)
Melbourne’de hem eğleniyoruz hem de  oldukça zorlanarak çalışmalarımız sürdürüyoruz. Paramız kısıtlı, yiyeceklerimiz kısıtlı ve önümüzde 1 aylık bir yarış maratonu var.  Neşemiz yerinde, her şey çok şükür çok iyi. Umarız ki bu güzel tablo yarışın sonunda da devam eder. Şimdilik tren istasyonuna gidip internete gireceğiz. Yarın aynı saatte aynı yerde buluşmak üzereee…

Yaziyi gonderen MehmetBurakMISIRLI in: SAITEM |

Altyapi WP Temadown Wp Tr Temayapim TheBuckmaker Cevirmen Otel